1. 🤖 GECEMİN GETİRDİKLERİ
Yayın: 30 Haziran 2012 | Kategori: soyut makale
Bu gün seni getiren yarınları seyrediyorum sessizce ölüp giden yıllarımın alışkanlığı ardında. Ben çağırmadım ansızın kendi geldi. Yine kuramadığım üç beş cümlenin mahkumiyetine endişe duyuyor sımsıcak yuva hasretlerim.. Kabullenemediğim yalnızlıktı ölüm kokan soğuk nefesinde aşkı arama çabaları aslında. Geleceği devşiriyordum yağmurlu bir sonbahar gecesinde mor halkaların pelesenk olduğu ironik yüz mimiklerimden. Aklından isyan etmek geçmedi asla. Bir asra indiriyordu perdelerini çünkü, solunum yetmezliğinde can çekişen iki yüzlü sevdalarım. Yasal kaçamaklar gibi hep aynı kısır döngü içinde sarılıyordum hayata ölmemek için. Ben ölümü çalakalem sevmiştim sevgilinin uluorta deşifre edilmiş sırlarında.. Gündüz vakti duaya yönelen kalpleri bilen aşkına, sadece ben vardım o gün hataların ortasında.. Anlatmaya çalışırken yitirdim boğuk odalarda gece karanlığında gizlerken umutlarımı. Ağlamaya bile hakkım yoktu kendi düşüşlerime.. Ya ben anlatamadım ya da böyleydi alın yazısı.
2. 🌍 OLMADI
Yayın: 15 Mayıs 2012 | Kategori: hayal kırıklığı
Klonlanmış mutluluklar, sinir harbi, çetrefilli yalan dünya, irtifa kaybeden gülüşler... Aynı kıbleye bakıyordu asık suratlardan düşüp bin parça olan umutlar. Kıskanç bir darboğazdan geçiriyordum ciğeri beş para etmez yarınlarımı.. Hızla gece oluyordu sanki depremlerde sabahlamış hayal kırıklığımda. İkna olmaz çırpınışların gökyüzüne yayılan son bulutlarıydı bu fırtınalar... Sabaha çeyrek kala terk ediyordum kendimi... Yeşile çalan gözlerinde ölüm yüklüydü korkusuz bilmeceleri kalbur üstü umutlarla yalanlayan sevgilinin.. Hep aynı kısır döngü içindeki pişmanlığa aşık olmayı özgürlük zannetmek kadar aptalca yaşadığım ikinci bir hayat hikayem hiç olmadı.. Tek tek kopardım iplerini boşa geçmiş ömrün ilk bakışlarını.. Kuru bir kağıt parçasıydı Allah'a isyanın adı. Güzel bir hatıra kalabilirdi ölümün koynunda sabahlamak isteseydik ... Ama olmadı işte...
3. 🌿 UMUDA YOLCULUK
Yayın: 1 Mart 2012 | Kategori: Sevgili Olur Ölüm
Düşünüyorum.. Tebessümü bitmiş güngörmez yarınlara semadan gelecek mucizeler, elzem ihtiyaçları hayatın vazgeçilmez bunalımları zannediyor.. Sevgi öyle cinayetler işler ki yılları peşkeş çektirir ağlayan gözlere. Bir biri ardına dizilir geçmeyen saatler yumru düğümlerinde boğaz kıvamı çaresizliklere.. Haftalık dilimlerle görülür hasret sözcükleri umarsız sokak ortalarında rastgele.. Bir sigaranın dumanında gizlenir üç beş kuruş kazanmış olmanın mutluluğu... Hep yarınlara atılır ayrı sabahlamalar.. Yüreklerde pişmanlık korkusu çalakalem bir kaç yoklama yapar günü hızla geçen sağduyulara.. Kelimelerde biter karamsar duyguları kaybederken ha bir eksik ha bir fazla.. Kokusu gelir çöreklenir hiç umulmadık bir anda sevgilinin.. Perdeler iner gözbebeklere... Ve melekler saf tutar mutlu akibetlere... Dil susar, kanayan yaraları tımar edemeyen sahte bir gülüşle biter gün... Ölüm sevindirir bazen... Ve bazen sevgili olur ölüm...
4. 🕌 SON PERDE
Yayın: 12 Haziran 2012 | Kategori: Ve Perde İndi
Derin bir karanlığın hüzün dolu saatleriyle bağdaşmış kuru inada binen vazgeçilmezi gibiydi hayatım. Sessizce ilerliyordu aynı teranide tekerrür eden tarihi hatalar. Gökkubbe altında bir kaç iyi insan vardı sanırım başına buyruk. Yolları hep aynı kısır döngü ile parçalanan hayatlar tamamlıyordu. Bir şarkının nağmelerine gizlemiştim anlatamadığım esaretimi. Sadece beş dakika sürüyorken alıp götürüyordu özgürlükten yana ne varsa maddi çıkar mağduru olma hevesleri. Ömrü törpüleyen dedikodulara inat susuyorduk. Cesaretin son perdesi de can çekişiyordu bu sezon Allah katında varoluşu anlamama saçmalığı ile yaşamaya alışmış kan dolgusu bir kaç hatırı sayılıra. Kağıt parçalarına basılıyordu özgürlüğü satın alacak manalar. Anlatamadığım yalnızlıktı geçmiş zamanda kaybettiğim ve kaybetmeye kıyamadığım yarınlarım. Sadece kendimi ifade edemedim hepsi bu.. Ve perde indi..
5. 💻 KAÇIŞ
Yayın: 10 Mayıs 2012 | Kategori: Acımıyorum Artık
Ünlemi şaşkın cümleleri sabırlı soru işaretleriyle irdeleyerek, cinseli cinnete taşımak rastgele yaşadığım akide eksikliğimdir.. Sayılı günler için bloke edilmiş mutluluklara sadece gülüp geçiyorum, dünyadan kopuk pamuk ipliğiyle bağlanmış tutarsızlığıma güldüğüm gibi.. Artık korkular ecele fayda sağlıyor. Yalnızlık sitemlere kuşbakışı gülümsemeler enjekte ederken kaybediyorum hayatı.. Iki bilinmeyenli denklemde ve çapraşık olgular yumağı haline gelmiş sıradan bir yok oluş.. Gece üstüme geliyor... Bir şiirin dizelerinde arıyorum kaybolmuş ruhumu.. Örtbas edemediğim bir hataydı yalnızlığım... Üç beş sihirli kelime ile izah edilemeyecek kadar asude gelişiyordu karanlık Istanbul sokaklarında yürüyen gün yüzü görmemiş vicdan özürlü zamansız aldatılmacalı terkediş... Beni ben yapan herşey tevafuklara gülümsüyor gibi rastgele geçip gidiyordu hafızamdan. Ben unutmaya çalıştıkça yıllar meydan okuyor gibi hızla değişimi müjdeliyordu. Yeri dolmayacak hatıralar birer birer terkediyordu sessizce yalınayak... Gözlerimi tavana dikip karanlığı seyrediyordum bir gece yarısı iklimi bozuk plak olmuş gençliğimle saçlarıma fütursuzca dolan aklara aldırış etmeden.. Içimdeki kaprisli çocuk hep aynı masum şarkının malum nakaratını mırıldanıyordu sevgilinin duyarsız kulaklarına.. Anlatamadığım bir şeyler vardı eksik yaşanmış hayatımın tüm doğrularını silen yanlışlarında.. O bendim işte korkusuzluğu sanalda bırakıp aynı hatalara gebe yarınlarda kaybolma olasılığını örseleyen... Bu gün telefonu suratına kapattım geçmişimin... Her şeyi yalandı çünkü... Acımıyorum artık..
6. 📵 SÖYLEYEMEDİKLERİM
Yayın: 10 Mart 2010 | Kategori: Sağlık
Aklımda hiç bir şey yok bu gün hızla tükenen ömrümde kaybettiğim tevekkülüm
ve sahip çıktığım boş hayallerden başka.
Aynı zamanda ateş parçası anlamına da geliyor tuttuğum eller.
En son onyedi yaşındaydım.
Bir gül bahçesi kokardı güllere boşvermiş çocukluğum.
Hayatı mızrabın tellerle buluşması kadar kısa nağmelerle kaybettim.
Gayri tasam yok ellerini tekrar tutmaktan ve gözlerine bakıp" sende sevsene" demekten başka.
Ne kireç tutar odam bundan sonra ne sevdan başımdan gitmek ister.
Buruk bir yalnızlığı katık yaparım engelleri görmezden gelmelerine.
Engeller yoldaşım olur beklerim. Beklerim ne beklediğimi bilmeden biten yıllara inat.
Ya sensizliği ya anlatamadığım duyguları haykırarak yalnızlığıma.
Beklerim sadece...
7. ♻️ GÜLÜM
Yayın: 9 temmuz 2008 | Kategori: Sensizliğin Adı Ne
Sessizce bir güne yeşilce gölgeler düşer.
Düşer aklıma umuda bakışın.
Bakışın sevdam olur günbatımı.
Gün batımı hasret giderim özlemine.
Özlemine çare olmaz gelişin.
Gelişin umudum olur anlatamam.
Anlatamam gülüm.
Gülüm sensizliğin adı ölüm.
8. 🧠 İLK
Yayın: 20 Mayıs 2008 | Kategori: Hak Etmedim Gülüm
Küçük bir ekranın içinde tanıdım onu.
Hararetli bir tartışmanın içindeydi.
Ben düştüm, "geçmiş olsun" dedi.
Geçmiş olsun ne demek dedim, güldü.
İlk onda öğrendim düşmenin bu kadar heyecan vereceğini.
Belki birkaç defa aynı sevinci yaşamak için atmışımdır kendimi.
Sonra ejderha olmama izin verdi.
İlk masum buseleri yasak ettik.
Sonra süslenmiş bir kaç yazıyı.
İlgi-sevgi kavram kargaşası yağmurlu bir 14 şubat akşamında son buldu.
"Yaşasın!" dedim kendi kendime artık beni seven biri var.
Suskun akşamları sabahlara bağladık bir çok kez umarsızca.
Yakamozu seyrettik sahilde.
Bazende cebime koyup eve soktum gizlice.
Annem mutfakta yemek hazırlıyordu.
Sabahları kulağına yeşil bir şarkı fısıldardım.
Ve bir kaç damla gözyaşına şahit oldum bu şarkıların.
Güneşli bir yaz gününde tuttum ilk defa ellerini.
Yemyeşil gözlerine ilk defa baktım içim titreyerek.
Özlem yüklü bir bardak çayını içtim ellerinden Gülhane'de.
Sanki ilk defa içiyor gibi.
Ben yakalamaya çalışırken gözlerini o kaçırıyordu gözlerimden.
Ben rüzgarda dalgalanan saçlarını seyrediyordum o denize bakıyordu.
Akşam nasıl oldu anlamadım.
Sevmenin insana acı verdiğini söylerdi bazı şiirler.
Korkarak sevdim hemde korkuyu severek.
Her çareye baş vuran bir yalandı yaşamak.
Önce gölgelerini sildim bedenimin.
Sonra pranga vurdum esareti getiren sebeplere.
Bir tekmede yıktım koca süleymaniyeyi.
Sevgiye ölüm gerek dedim ölümden öte.
Haketmedim sevmeyi.
Haketmedim gülüm..
9. 💰 FE EYNE TEZHEBUN
Yayın: 20 Şubat 2010 | Kategori: Bu Gidiş Nereye
Sevgiyi nefrete döndüren soğuk rüzgarları dışa dönük ekran yansımalarının habercisi kılan hafif güdümlü ahu bakışlı sanal gülüşler artık yok. Havada asılı kalmış bir kaç sitemden başka şey bırakmadı tarihin tozlu vazgeçmişliği. Gönlü engin okyanuslardan dingin denizlere ulaştıran rastgele umutlar da terkediyor sessiz Sedasız.. Kahra tekrarlanan yalnızlık kör talihi zanna haramlaştıran kurulu düzen çaresizliği kadar vazgeçilmez oluyor her geçen gün biraz daha. Hiç durmuyor hazan yaprakları sanala inat. Kalp atışları kardiyo mağduru yetmiş yaş şairi, pusuda bekleyen ölüm kadar mutlak değerleri yaşatacak günü gelince. Cennette salınan Tuba dalları hüsnü zan olmaktan öte bir anlam ifade etmeye görsün. Tüller iner duvak kıvamında hiç görmediğim geçmişlerden geleceğe. Günü kurtaran yokluğa eklenen doğum sancıları çığır olur arz'a dabbe olmaya layık suskunluğu anlatan. Kızıl güller donanır göksema kaynayan denizler eşliğinde. Ve bir ses duyulur olmayacak sesin sedasız umutlarında pişmanlığı hissettiren.
10. ✍️ KORKU
Yayın: 6 Mart 2009 | Kategori: Korku Eceli Geciktirmez
Spesifik duyguların azı dişi görsel engelli mantalite mağduru toplumda işi eş, eşi iş kılan unsurlar, sağanak yağmurlarımın med-cezirlerindeki isyanda Rahman'a ram olmuş. Kanlanmış bitlerin ve azdıran nefislerin, dur durak tanımayan şımarık şuh kahkahalara, ruh ölümleri şeklinde nazar etmesi görmezden gelinmiş insanlık dramı kanımca. Algıda dumura uğramış beyinler geç anlar bunu. Deli zırvası kıvamındaki satırlarıma kralı çıplak görmeye cesareti olmayan sözde yalakalar anlamadan çamur atar. Yaşanmış bir kaç hazin olay hâlâ aklımda. Yine böyle yağmurlu bir 'yıllar öncesi'ydi. Taksim meydanından teğet geçiriyordum, münkire peşkeş çektiğim emeklerimi. Devlet tiyatrosu afişlerine bakakalmıştı dört bin yıllık insanlığım. İğreti kokuların çamur bulanıklığında frensiz kalmanın ne anlam taşıdığını sadece yaşayan bilir. Kurşun atana gül koklatmak öteden beri yapa geldiğimiz dini yanlış anlama ve anlatma eksikliğimizdir. Manayı harflere gömüp hep aynı suratlara tebelleş olan az gelişmiş düşünceleri, yıllar önce yağan yağmurda kaybettiğim gençliğim kadar sıradan olaylar olarak görmeye başladım artık. Gözüme ilişmekten çok gönlüme çöken iftira kampanyası kadar nefsi tetikleyen karabasanlar arada bir yolumu kesip ciddi tehlikeler oluşturuyor. İntikamı görsellerde arayan asude sonsuzluğum kararsız adımlarla ümit verip duruyor, soğuk duş etkisi kadar titrek bakışlı kendini geçmişe adamış sanal bir yalana. Hiperaktif düşüncelerle kaçırdığım bir kaç keçi dışında başka şikâyetim yok aklımdan. Her sabah hayatımızdan bir şeyler eksilmiş olarak uyanmaya zaman diyoruz. Sabrı öfkeden ayıran illegal dokunuşları, hep makul bir sebebe bağladım günahların çetrefilleştiği mahrum geceleri sabaha bağlama çabaları sonuç vermediği zamanlarda. Ömrü bitirmeye yönelik atılan sahipsiz çığlıkları kıyamet zannederek verilen son nefesi marjinal sanmak kıt akıllıların işi kanımca. Ekşi bir mucizeyi limon çekirdeğine sığdıran kudreti inkâr, nefse yakın duran ölümü görmezden gelemeyenlerin sonsuzu heba etme salaklığıdır. Ölümün soğuk nefesi kadar otayan ikinci bir ilaç yoktur nemrutla aynı masada hayatıyla kumar oynamış İslamca arama engelli ismi lazım değil bir soytarıya. Yediğini çıkartmadan duramaz hâlbuki. Aynı toprağa hammadde olmuş bir kaç kendini bilmez, densiz, dengesiz, organize harami, genelevde kutsanmış devlet vergileri kadar Avrupai geliyor şimdi halka. Korku eceli geciktirmez.
11. 🥗 KISA BİR BANLİYÖ YOLCULUĞU
Yayın: 5 temmüz 2006 | Kategori: Saçmalardan Seçmeler
Romantika, melankolik zırvalıklar, sendrom, gölgelerin gücü. Trende arka vagonlar dolmuş. Yolcuların çoğu ayakta. Ön vagonlar bomboş. Insanlar, beyinlerinin sadece onda birini kullanıyormuş gerçektende. Neden sakız çiğneriz bir de bunu anlamıyorum. Çoğumuz yeni bir cep telefonu alınca en az sakız çiğnemek kadar mantıksız bir iş yapmak için olsa gerek çaldığı zaman, herkesin ilgisini çekecek bir melodi yükleriz. Sadece bizim insanımız inenleri beklemeden binmeye kalkar trenlere. Her seferinde ikaz ederdim ama bir kere kendim yaptım epey zevkli oluyormuş. Geçenlerde insanlıktan nasibini almamış bir yaratık kocaman bir taş attı cama. O gün bu gündür cam kenarında oturmamaya gayret ederim. Neden idam cezasını kaldırdılar ki.. Her durakta yeni bir seyyar satıcı binip şov yapar. "şu elimde gördüğünüz alet acaip limon sıkar" şeklinde abartılan dandik ötesi mutfak gereçlerinden insanın burnuna okka gibi oturan simit kokusuna kadar geniş bir mozaik sunar kayıt dışı bu ticari sirkülasyon. Çocukluğumdan beri hep pencere diplerindeki "dışarı sarkmayın" uyarı yazısını kazıyıp "dışarı sark ayı" yapmak istemişimdir. Çünkü bunu hakeden ayılar o kadar çok ki.. Bir de "kapılara yaslanmayın" şeklinde yazılar vardır ama yorum yapmak istemiyorum. Dikkat ettim genç olsun yaşlı olsun sadece kadınlar saçlarını boyuyor. Aynı şekilde başka bir açıdan dikkat etmeye çalıştığım zaman ise yine genç yaşlı tüm bayanların çanta taşıdıklarını farkediyorum. Bayan olmanın farzı buymuş gibi bir durum adeta. Ne taşıyorlar o çantalarda bu kadar olmazsa olmaz hep merak etmişimdir. Benim zamanımda başımıza bir yaşlı dikildiği zaman kalkıp yer verirdik. Şimdiki gençler uyuyorum numarası yapmayı öğrenmiş. Ben yaşlanıncaya kadar "git lan başımdan moruk" demeye başlarlar diye endişe etmiyorum. Maarif saygıyı tesis edemezse olacağı bu. Gazetelerin spor sayfalarına takılıp kalanların verdiği paraya sadece acımakla yetiniyorum. Magazin haberlerine takılıp kalanlara da içimden "sana ne lan Hadisenin donundan" demek geliyor. Tirajı artsın diye mi yoksa trajikomik olsun diye mi bilmem sayfaların çoğu baldır bacak boy boy hatun resimleriyle dolu bu günümüz gazetelerinin. Jennifer Aniston 10 milyon doları kabul etmemiş ama ona bu parayı kim ne halt etmeye verdiği hakkında bir malumatım yok. Bu mesafeden daha küçük puntaları okuyamıyorum. Size tavsiyem sakın toplu taşıma araçlarında Haydar Dümen'in köşe yazısını okumaya kalkışmayın, bu çok ayıp. Insanın suratına uzaylı gibi bakıyorlar. Neden aynı muameleyi lokantada yemek yiyen birine yapmazlar bunu hiç merak etmedim. Tabuları ve takıntıları olan bir millet olduğumuzu biliyorum. Daha çok şey saçmalardım da bu durakta iniyorum trenden..
12. 🧘 BİR ACİZLİK ANATOMİSİ
Yayın: 4 Şubat 2008 | Kategori: Barden Ve Selamen
Gök parçasından dal demeti kotarılmış bir şiire benzer asık yüzlerde gece mavisi ilhamlar yakalama çabaları. Bencil düşüncelere kibar enayiliklerle çözüm aramak, gül bahçesinde diken devşirme sahtekarlığı ile eş anlamlı. Asabi bekleyişler bazen bir tutam mutluluğu da alıp götürüyor, öfkeye dönüşmek için sabırsızlanan sessiz sitemlerimde. Tutarsız yalanları, sahtekâr tebessümlerle gizleyen menfaat avcıları ile işim olmadı hiç bir zaman. Tek kapıya bağladım güzel olan ne varsa gözyaşları kokan, gül bahçeleri gibi cennet özlemine dökülmüş. Sönük tepkileri dualara dönüştüren düşünceler çoktan silinmiş hafızamdan. Nankör hisleri rabbe dönük tevazular kılmaya çalışmak alnı secdelere dayamak kadar zor gelir yaşamayı hedefleyen eğlence mağdurlarına. Bu kurtuluş bile yeter tek başına en kolaya yönlenmis gidişatı salt sevgi ile yoğurmayı bilen bir kalbe. Umarsız çareler gafil kitlelere hitap eder doludizgin ateş çukurları özlemine muttasıl. Yıldızlar kibri şımartır yerkürede içiçe geçmiş yalanlarla. Bir yanlış siler tüm ömre yayılan gerçekleri küfre bedel sağduyularda. Kâh yalın bir çığlık kopar gökyüzünde kâh balta olur marduk boynunda ateşe aşık. Tek kişilik ümmetlere çığır açar şefkat yüklü bir elçi. Ellerine nemrud dolanır ibrahim olmayı bilmeyen sevgi katilllerinin. Ateşleri söndürme özlemi, kapsama alanında dinlenen yağmurlara ibrahim olma telaşını aşılar içilen antlarda. Ne Allah kalır göksemada salt sabrın anahtarı, ne yerde nemruda mucize” barden ve selamen “.
13. 🌌 YETER Kİ GÜLÜMSE
Yayın: 3 Kasım 208 | Kategori: Yeter ki Gülümse
Yürek çarpıntısı sevgi seli soğuk hava gün doğumunun gazetelere yansıyan cinsel objesi. Satın almak kadar gerçek sanki insana verdiği anlamsız çekim kuvvetini hiçe saymak. Engellere çengel atan sessiz izleyişleri güneşli soğuk kış sabahlarında sıcak ırmaklara akıtan yaradılış gerçeği hep vardı zaten. Durdurulmadan yaşamak hayal ötesi ütopik düşler kadar yakında ise de bir zamandan sonra karanlık yalanlara dönüşüyor. Gözgöze gelmenin titrek ellere geçişini izlemek kısa günün kârı gibi algılansa da maddiyatcı kaçamaklara her zaman olanak tanımıyor desem yeridir. Biten güne merhaba demenin yarınlara gebe asparagaslarında hiç durmadan yürümek bazen akıllara zarar sanki. Sessizce güne merhaba derken istanbul, aynı kısır döngüyü defalarca yaşamanın hayattan neler kopardığını izlemek, pazartesileri sendroma dönüştüren maddi çıkarların her toplumda aynı tepkiyi görmesi kadar küreselleşmiş bir yalanını yutturmaya benzer. Aşkı çileye dönüştüren yakın takipleri patlama noktası kadar uzak ihtimaller gibi algılamak sadece zarar verir itiraftan sıkılan tekrarlamalara. Sitemleri tatlı mimiklerle örselemek gözün göremediği uzaktaki sevgileri gönüle kabul ettirme zorluğunun boşvermeye meyyal neticesi. Ömre bir kez sonbahar yaprakları düşmeye görsün. Kaybettiklerini, göz açıp kapatmak kadar yaşadığını farkeder insan. Ölüm listesinde adı okunur gayba muttali yaradan nezdinde, kuş misali ömrünün..Gözkapaklarına hasretler dizilirken hayat film şeritlerine dolanır töhmetten bitap düşmüş yalvarmalara inat . Ölmek yaşamak kadar zorlanır yaşama anlam verme çabası içinde. Iki tercihi kalp sektesi bitişlerde aramak ukala cevaplara korkmak kadar yıpratır düşünceleri. Deli düşüncelerime bir sitem olur göz kapaklarıma gece dolan özleyişler. Üç rakama denk gelmek her seçenekte var olası bir kaybediş. Çekim kuvveti uluorta deşifre edilemeyecek mahrem çığlıkları haklı çıkartıyor. Dokunmanın büyülü bakışlara dönüşmesi çare değil karanlığı ikinci kez yakalayan tükenmiş saatlere. Bir gecenin bitişi kadar yakın bitmeyen günün doğumu. Yeter ki bil yeter ki gülümse...
14. 🤖 KONUSUZ BİR KONU 1
Yayın: 2 temmuz 2008 | Kategori: Aklımızı Koruyalım
Antisosyal bir döngünün güne yansımış gölgelerinde aklımı kiraya vermeden yaşamanın mutluluğunu hissediyorum bu sabah. Saçlarını arkadan örmüş bir güzelliği kaybetmiş olmanın verdiği elem ve ızdırabı hayırhah sevincimle harman yapıp melez duygulara yelken açıyorum. Davetsiz misafirlerin zihnimde oluşturduğu anlamsız çelişkilere gökyüzünü kaplayan bulutlar kadar derin, öfkeli ve kararlı sitemler duymak hiç bu kadar zevk vermemişti... Sahuru teğet geçen ışıltısız ramazan uyuyakalmalarının acabalarla ne zamana kadar ayakta duracağı ayrı bir tartışma konusu olmasın diye düşünmeden yaşamanın da bazen gerektiğini fısıldayıp duruyorum kendi kendime. Cinseli dinselle frenlemek için verilen çaba her zaman olumlu sonuçlar getirmiyor ömrün alıp başını gittiği bir dönemde. Ve hele karmakarışık duygular içinde boğulma noktası sadece vicdan arasına sıkıştırılmış bir inancı başını kuma gömüp yokmuş gibi davranmak bu kadar elem verirken... Insan elindeki ile yetinme duygusunu ne zaman yitirip bakışlarındaki eksikliği hissederse o en sevgilinin, alternatifleri parçalama vakti çoktan geçmiş olmasına rağmen bir umut ışığı görmesi olarak da algılanabilir hayata yan gözle bakması.. Soğuk yağmurların aniden bastırması kış güneşleri açısından olumlu bir gelişme olarak düşünülebilir, ancak üşüyorum diyen biri için sessiz bir çığlık kadar iz bırakır çaresizlikten yatay konuma mahkum olmuşsa. Insanları inceleyerek ruh haritalarını sezinlemek yolları bitirmek için başvurduğum eğlencelerden başlıcası. Kiminin yüzüne yerleşmiş kocaman bir korku ünlemi kadar gerçekçi duran çizgilerle yaşanmış onca yılın nereye kaybolduğunu anlamaya çalışma çabaları var... Hayata yeni başlıyorum demeyi parlayan gözlerinden anlamanın hiç te zor olmadığı bir gençlik ateşi yanıbaşımdan sıyrılıp uzaklaştı gizlice.. Iki boşvermiş, faydasız bir konu hakkında sohbet ederken pencereden giren ilk soğuğa merhaba demek kadar anlamsız ve faydasız gülüşlerine tanık oldum. Kültür fukarası ezilmişlerin alışkanlıkları ile nasıl da hayvan kadar saldırgan ve içgüdüsel olduklarına tanık olmak kadar saçma ve haklı geldi bu !... Gök mavisi denizlere yelken açmadan da ilerleyebilme romantizmini sessiz gürültülere peşkeş çekerken yasaklanan dumanlara duyduğum öfke hatırı sayılır boyutlara ulaştı.. Dalgaların dansı görsel şöleni uykulu bezgin yüzleri hayata bağlama çabasını hiç usanmadan tekrarlar durur. Martıların klasik ilham metodu bu sabah her zamankinden daha bir elemli. Günün solmasını istememde haklı bir gerekçe var yıldızları özlemiş olmanın hiç bir yerde alaka tesis edemediği korkulu dönüşlere gebe dualarda.. Ne halden anlayana mihnetim var ne ölüm bilmecesi cevapsız kalmış gönül dergahımda. Sadece denizin derinliklerinde yatan mucizeleri saysam bu bile yeter korkuları pelesenk edilmiş duaların ne anlama geldiğini anlamayan insanlara. Derin maviliklerde ilerlemenin en manidar noktasında umursamaz martıların çığlıklarına bir kez daha seyirci kalıyorum. Dizelere dizilmenin nesirlerde kaybolmaktan hiç farkı olmadığını hatırlatıyor bu aymazlık. Sevgiliyi görmezden gelmenin hüznüne yalancı soluklar karıştırıp yabancı düşleri hayallere yerleştirme zorluğu çektiğim şu saatlerde özgürlüğün kıymetini hiç anlamıyorum. Asla bitmeyen ve bitmek istemeyen bir kısır döngü için gözler altına dizilen mor halkaları şaire malzeme yapmak radikal kararları haklı çıkartıyor musalla taşında okunan izinsiz bir fatiha kadar. Yol kesip minnete cinnet getirten saçmalıkları ahalinin sessizce sineye çekiyor olması milli salaklığımız olsa gerek. Korkuları ışıklara bağlayıp geri dönüşüm kutusu kadar boşvermiş titrek akşamlarda günün bitişine inat mucize kurtuluşları görmezden gelmek aklı korumanın en kestirme yolu. Aklınızı koruyabilmeniz temennisi alenen tavsiye edebileceğim ender tebliğlerdendir..
15. 🎨 KONUSUZ BİR KONU 2
Yayın: 5 temmuz 2008 | Kategori: Okunacak Bir Şey Yok
Bu sabah saç Örgülerinin gözlerine ışıltılar verdiği beyazlara bürünmüş bir güzelliğin resmini çizdim tüm tehlikeleri göze alıp. Nadir pişmanlıklarıma bir halka daha eklemiş olmam kadar ucuz bakışları bir türlü toplayamadığım aklıma kabul ettirmem çok vaktimi aldı. Hafif çatlak, kalem kaşlı, aptal sarışından dönme ve sanırım biraz da sonradan görme başka bir suni güzelliği konuşma özürlü, espri engelli, saçmalama rekortmeni ilan etmeme kimse ses çıkarmadı. Bu işi sessizce gerçekleştirmiş olmamın aktif rol oynadığını düşünüyorum. Çılgın düşüncelerle dolu aklımın insanoğluna verilmiş bir armağan olduğuna hiç ihtimal vermedim bu güne kadar. Yeşil gözlü sevgilinin geçmişte kırılmış kalbine yarınları enjekte edemeyen çalakalem cesaretim hâlâ şövalye lakabı taşıyor. Boğaza karşı içilen bir bardak Gülhane çayı sebepsiz terkedişleri özlem sınırında tutmaya yetti de arttı bile. Sanal'ın karanlığında yol alıp ekranlara yansıyan kalp atışlarını görmezden gelmek artık tatmin etmiyor biten ömrü çaresiz yarınlarda arama aymazlığımı. Zamanın kokuşmuş hatalarında esarete mahkum çocuklar kadar çaresiz düşe dönük vazgeçemeyişlere gerekçe bu yeşil gözlerden uzakta biten ömre duyulan umarsız öfke. Sessizce ekranıma düşen umudu hafif sağa çekip yokluğa terketmek bu günlerde yaptığım en olağan tutarsızlığım. Tekrar baş kaldıran yılanlara kalıcı çözüm bulmak beşer takatini aşan zorlamalar kadar imkansız bir şiiri zorla ezberlemeye benziyor. Hep yanıbaşımda biter bu zorla güzellik çiçekleri zaten. Tedbirin bile takdire engel olamadığı bir kaderi yaşamak tercihler arasından tebelleş olmuş bir seçeneği gözü kapalı kandırmaya çalışmak kadar boş ve gereksiz. Içimde hiç dinmek bilmeden patlayan volkanları söndürmeye üç günlük dünya hayatı yeterli gelmiyor... Geçmişi yad etmenin zevkini yaşamak ve yakında hissetmek, şiirli yalanları dünya içinde kaybetmek kadar çaresizliği anlatır. Son saatlerini yaşarken belki de ömrün, en doğru kararın nerde saklı olduğunu bilmemeye kaybetmek diyorum ben. Endişelere tevhidi katık yapmanın takva olmadığını kaybetmeyi öğrenince anlıyor insan. Kısıtlı yeryüzü cennetlerinin bitmiş hali bile düşleri tetiklemeye yetiyor. Son bir buse korkusu çürümüş dakikaları sabote eden tek hücreli canlılar kadar uzamış bir özlemi cana minnet bilmemi gerektirmiyor. Zamanı satırlara yazmanın sabit fikirlerle enayileşmeye çözüm olmadığını kaçırdığım hesapsız iletişimle anladım. Iki renk içinde gidip gelen ışıkları her korkuya duman altı etmek sadece zarar getirir kadere perspektif edilmiş kederleri. Iş yine olacağına varıyor gülün dikene söz geçirememesi anlamıda arkanda ağlayan gözler bırakma endişesi varken. Tuzu kuru kahkahaların efkârlı dumanlara lökositler kadar saldırgan tavrı benim seçimim değil.
Dipnot:Okuduğunuzdan bir şey anlamıyorsanız aslında orda anlaşılacak bir şey de yok demektir...
16. 🐉 BANA GÖRE HAYATIN TARİFİ
Yayın: 28 Ağustos 2010 | Kategori: Ama Bana Göre
Güneşin gülümseyerek uyandırdığı sabahlarda kalkıp rızkın peşinde koşmaktır yaşamak.. Sevgilinin hayaliyle yorgun geceleri nefeslemek kadar yalnızlığı kucaklamaktır hasret. Umutla baktığını düşünürken tıkanıp kalmak kadar tesadüftür sessizliği anlatan hayaller. Karanlıktaki ışığı aydınlığa inat beklemenin anlamsızlığını hiçe saymak gibidir engelleyemediğin duyguları görmezlikten gelmek.. Tesadüfleri tevafuklarla takas yapmanın sevincini yakın bir dosta fısıldamaya tepki verenleri lanetlemektir yoktan var edene iman... Gül beklerken diken bitmesine alışmanın verdiği hüznü gül dudaklarda aramaya teşebbüsün hüsranıdır yıkılma korkusu ile saklanmak.. Sorunsuz ve sorumsuz bir hayata akışı önleyemeyişi anlatmaya ara verdiğinde sağ omuzuna oturan şeytana tevhidi tebliğ etmenin verdiği hazla yeniden sarılmaktır kaybetmeden yaşamayı öğrenmek...
Bitti derken çıkıp gelen ve hiç gitmeyecek kadar asılıp kalan, insanın boğazına düğümler atan bir olgudur 'yalnızlık'. Gökyüzünde nazlı nazlı süzülen martılara inat siirlerlerde yaşanan sevgi eksikliği kabusuna elzem ilaçtır 'sessizlik'. Ölüm bilmecesine yaşam saltanatı eklerken, saatleri hiçe saymanın bıraktığı izleri silmek için son çırpınışları kalbe gömüp son bir buse kondurmaktır sevgilinin resmine 'özlem'.. Kırık hayalleri yaşanan düşlere tercih ederken soğuk duş etkisini iliklerine kadar hissetmek için verdiğin çabanın ve akıp giden yıllara dur diyememenin çaresizliğini resmeden bir gerçektir saçlara düşen aklar..
17. ⛓️ BİR TUTAM MUTLULUKTU
Yayın: 29 Ağustos 2011 | Kategori: Çocukluğum
Zamanın çabuk geçtiği neşeli bir masaldı çocukluğum. Dramatize edilmiş yalanları, kokuşmuş gerçeklerle yaşamaya başlamamıştık henüz. . Pencereden seslenirdim büyükanneme acıktığım zaman. Kıvırcık saçları aklıma her düştüğünde bir damla saklarım gözpınarlarımda sırf onun için. Kıyamam ağlamaya... Çıkarsız özlemleri çaresiz bekleyişlerde kaybetmemiştim daha. Dedim ya çocuktum işte... Derinlerde bir yerlerde gömülü, güneşin sevgi ile ısıttığı yeşil çay bahçelerinde, nasır tutmuş elleriyle hazırladığı yağlı ekmeğe duyduğum hasret. Ince bir patikadan koşarak gelen heyecanım, geceyi bitirmek için anlatığı masallara yoldaş olurdu çocuksu yüreğimde. Bir nankör kısır döngüde kaybettim o güzel günleri. Üç kuyruğu vardı gerçekten de kaf dağının ardındaki canavarın. Sonra ateş parçası ellerini kaybettim sevgilinin... Işte böyle bitti... Devrik cümlelerim müsait değil, anlatamam. Bir tutam mutluluktu çocukluğum...
18. 📈 ATEŞ VAR ELLERİMDE
Yayın: 26 Şubat 2012 | Kategori: Ateş Var
Itırlı günbatımı denizimin dalgalı serinliğinde pupa yelken saçları savurup, taze bir açlığa merhaba diyen yalnızlığımı sayıyorum. Arada bir dalgalardan atlayan yunuslara, gökyüzünden kopup gelen martıların çığlıklarını yoldaş eyleyip serin maviliklerde süzülen yollarımı nefsi terbiye eden açlık kadar yorgun hissediyorum. Titreyerek ara veren gönül dermanı ürkek bakışlı hayalet sevgilinin yosun yeşili gözlerinden kaybolma hayallerinin, boş düşüm olarak kala gelmesi en fazla yaptığım ıskalama taktiklerindendir. Paylaşımı körelmiş bir yola koyulan başları, genzi yakan kireç kokulu duvarlarda kırkbeş saniyelik düşlere dönüştürmek çocuksu hataları telafi etme telaşının ekranlara yansıyan kısa döngüsü. Ne o kuyruksuz balık yüzmeyi öğrenebildi ne o kanatsız kuş uçmayı. Buğulu yeşil gözlerde kayboldu sitemlere denk gelen ihmal yüklü boşaçalan rutin aymazlığım. Hep mor bir güle hasret geceleri kucaklamadan sabah oldu tüyü bitmemiş yetim hakkı ülkemde dumansız ramazanlarıma inat. Şişhane yokuşunda ısmarladım ilk yağmuru. Sabra bıçak sırtı teğet geçen yalanları Taksim genelevinde kutsal kılınmış bir kaç manyak görmezden gelse ne yazar ki. Zaman ömrü kemiriyor herşey geri gelmemek üzre bir kez yaşanırken. Ömür bitiyor ellerimde ateş, ateş var ellerimde...
19. 📸 YEŞİLLİM
Yayın: 25 Şubat 2010 | Kategori: Ellerim Üşüyor
Bal kavanozundan dökülmüş gibisin.
Kusura bakma bir yerden başlamam gerekiyordu.
Ne yeşilini anlatabilirdim gözlerinin,
Ne gülüşünde çiçek açan gamzelerini.
Hatta anlatamam ne çok sevdiğimi yeşili.
Anlatamam kendime bile.
Beni bu sevda tutar.
Dökerim bal kavanozundan seni.
Sessiz bir gecede,
Usulca yüreğime düşen cemre gibi.
Aklımda sen yeşillim.
Bakma sen bana,
Efkar dolar gece basınca böyle.
Gelir dizelere dizerim faydasız bir inadı.
Hâlâ saklıyorum,
Avuçlarımda bıraktığın sıcaklık.
Ellerim üşüyor inan hâlâ...
20. 🚀 SEVGİYİ YİTİRMİŞ KENTİN İNSANLARI
Yayın: 10 Ocak 2008 | Kategori: Gelme...
Bir başka zordur mega kent istanbul'da insan olmaya çalışarak yaşamak. Kozmopolit karmaşanın egoizm teknesinde yoğrulmuş hamurundan oluşur bu kentin insanları. Anlamsız kitleler faydasız kısır döngüler için çabalar durur. Bir avuç yalnızlık içinde saygı dilenir elinde avucunda olanın hesabını bilmeyen gözü dönmüş üç beş varlıklı. Yeşili görmeye parklara koşar solgun yüzlü çocuklar. Ne akasyaların çiçek açtığını anlatan şarkıları söyleyen insanlar görebilirsin baharda, ne yumurtanın içi sapsarıdır. Spot ışıklı mega marketlerde sergilenir katkı maddeli kanserojen beslenme çantaları çocukların. Toprak adı unutulmuş bir çamuru anlatır sadece umarsızca dökülmüş beton zeminin çatlayan aralığından filiz verme gayreti içindeki bir yeşile. Boşa geçen ömre kürek çeker emekçiler sabahın ilk ışıklarını hiçe sayarak. Bir başka çelişkiyi yaşamaya kopar gelir göç mağdurları. Aşk kabarık devlet faturalarına kurban gider heyecanla atılan imzalarla. Ne sen sor ne ben gel diyeyim soğuk kış gecelerinde insanlığı yitirmeye. Sevgiyi yitirmeye.... Gelme....
21. 🧠 ÖZLEM
Yayın: 12 Eylül 2010 | Kategori:Gözler Aydın
Gün ışıyor parke taşlarında Haydarpaşa'nın, elveda derken biten sonsuzluğa yolculuk. Bir günü daha ısmarladık yâre, dumanında hayaller kurulan son sigara efkarında. bir kaşık suda çıkartılan fırtına, rengarenk gazetelerden sallanan asparagas haberler. Sabaha çıkma garantisi olmayanların, çıktığı sabahlar tesadüf değildir. Biçilmiş bir ömrün vagonlarda biten med-cezir'lerine kıskanç tutkular eklemek ütopik sanılan vaadlerin kazanmakla kaybetme arasında kaybolmasıdır. Tek seçimlik bir yokoluş varlığa uzanan bir cennet olur kimi zaman, eğer bilmeyi öğrenmişsen. Haydarpaşa'nın parke taşlarına benzemez ölüm. Şarap kokusu çöreklenir kıskançlığıma. Gün yalnızlıklara gebe üç beş tutam sevgi karanlığında kaybolur. Nankör yarınlara kokuşmuş iftiralar gelir çatar. Alıp gider ne varsa merhametten, boş bir açlık bırakıp nanköre. Ve biter sevgilinin yemyeşil gözlerindeki ışık. Harbiyede yağmur yağarken kan kokar haydarpaşa. Sevgiye hasret düşer damlalar yüreğime. Bir başka güzeldir ölüm. Gün yeni baharlara yelken açar süslü hayallerde. Kâh özlem olur sımsıcak bir vuslat türküsünde, kâh dejenere olmuş duyguları yeniden inşa eden gözyaşı. Biliyorum bir gün bitecek güneş gözbebeklerimde. Ve belki elleri hep ellerimde olacak yeşillimin. Bir kez ölmeyi başarmak gerek tertemiz sicilli dosyalarda. Bak gör neler gizli sonsuzluğu getiren yarınlarda hele bir gör. Gözler aydın, gönüllerde sevinç.
22. 🗑️ TENİNDEYİM
Yayın: 22 Ekim 2009 | Kategori: Odam Kireç Tutmuyor
Gözkapaklarımda titriyorsun.
Uyumaya kıyamadığım rüyamsın.
Teninin kokusu gelir can damarıma.
Düşler kabusa döner yeşillim.
Ne akıl kalır bende o an.
Ne sende kanar susuzluğum.
Can tenini ister.
Bir deli rüzgar olur durduramam.
Akarım gözlerinden kalbine.
Canıma can,
Üşüyen ellerime baharsın.
Şiirimsin sevda yüklü.
Ve dilimde eski bir türküsün.
Gerçekten kireç tutmuyor odam yeşillim.
23. 💼 SEVDİM SENİ
Yayın: 22 Ekim 2009 | Kategori: Nar-ı Aşk
Sanal bir ekranda sevdim seni
Aldığım her nefes bir başka sendin
Lisan-ı hal ile sevdim seni
İçimde yanan kor, bir başka sendin
Sözcükler biterken sevdim seni
Ellerin ellerimde, bir başka sendin
Rüz-u mahşere dek sevdim seni
Kalbime yerleşen, bir başka sendin
Elemlerde tükenirken sevdim seni
Nadide çiçek de, bir başka sendin
Allah şahitken sevdim seni
Nar-ı aşk inan ki, bir başka sendin
24. ⚖️ KORKU
Yayın: 20 Haziran 2008 | Kategori: Dünya Misafirperliği
Bir gece çöreklenir ıssızlığına yüreğimden akan nehirlerin pişmanlık dolu geçmişten gelen tarifi imkansız şarkılarına. İki arada kalmış bir kaç ihtiyaç kelepçe vurur imkansız gibi görünse de sevgilinin papatya kokulu saçlarına. Ahiret korkusu yelken açar kelimeler tüketirken anlatılamayan aynı sessiz gecenin sabaha yakın nefes alıp vermelerine. Anlamdan yada anlamakta zorlanan inatçı kararlar etkili olur küsüp giden kırık gönül parçalarına aldırış etmemeyi marifet gibi göstermeler. Tevafuk eyleyen şarkı sözleri geceyi yırtarak geçmişin kalbine saplanır vurdumduymaz ve uykulu bir sağduyu kayıplarına. En son olanca gücüyle feryat eden sessiz çığlıklar susar ve sabah ezanı okunur iki şükür vesilesi emanete. Var gücüyle tekrar sarılır hayata yaşama sevinci. Ve bu böyle sürer gider dünya misafirperverliği.
25. 💎 YORULDUM...
Yayın: 30 Ocak 2007 | Kategori: Yoruldum...
Yine aynı gece ve yine aynı şarkı.
Artık kalem de usandı aynı şiiri yazmaktan .
Ömür tükendi sürekli aynı çekip gitmelerden
Ve duygular köreldi artık
Aynı umursamazlığa isyan etmekten
Yoruldum...
26. 🍲 RASTGELE
Yayın: 3 Ocak 2007 | Kategori: Yoruldum...
Tel tel kopuyor umursamaz kavgalara uğrayan hatırı sayılır ölüler. Bir kaç acı hatıra geceyi yalın ayak terkediyor. Sebebi belli olmakla olmamak arasında kalmış tuhaf bir gurur bölüyor sabahı. Bazen de geri dönmek kadar çok zaman alıyor kararsız kalmadan seçeneklere vefa göstermek. Çıkmaya çalıştıkça batıyor güneş rahatladıkça sakinleşen bir kaç çalakalem satırda. Sabrın sınırları bitiyor sonra.
27. 🎵 HAYATA DAİR
Yayın: 20 Ocak 2008 | Kategori: Asılı Kaldım
Hafiften bir rüzgar geliyor pencereden. Yazdan kalma bir güneşti umutlarım sevgiliyi beklerken yarı saydam hayaller peşinde. Bilmem kaç kez şahit tuttum şişhane yokuşunu kahrolası. Ömür tüketiyorum yaşamsal varoluş potansiyelimi bitirdiğim med-cezirlerinde hayatın. Asılı kaldım hayata. Ne tam yaşıyor, ne tam ölüyorum. Bu böyle sürüp gidiyor...
28. 🧠 KELİMELERİN BİTTİĞİ YERDEYİM
Yayın: 3 Kasım 2011 | Kategori: Bir Kullanımlık Peçete
Bu sabah yine hüsran saklıydı anılarımda..
Tevili zor sancılarla uyandım sonbahar yağmurlarına gebe sabahlarıma..
Rabbine sırtı dönük şeytanlarım vardı ruh bilmecesinden anlamaz ve umarsız..
Ilk sıla-i rahmi terkettik hayatımızdaki doğruları silen yanlışlarda...
Uluorta deşifre edilemedi anne özlemi.
Sabrın anahtarları hep bir yerlerde saklı kaldı..
Bunun adı hasret, bunun adı sen olmalıydın...
Bir kullanımlık peçeteydi hayat..
29. 🌳 YİNE HÜZÜN
Yayın: 9 Ekim 2011 | Kategori: Tevafuk
Bir bütün elveda der gibiydi uluorta sevdiğim kokuyu sana duyarken geçit vermez dağlarda koskoca bir hasretlik. Belki bir imtihandı yaşarken ölen sevgiler. Hasret tatmini zor elemleri rastgele diziyordu yağmurlu bir sonbahar rüzgarında titrek dudaklarına sevgilinin. Karamsar güçlü solgun yüreklere geçmişten gelen özlemleri hatırlatan gürültüler gibiydi yanaklarına kondurduğum son öpücük. Köşede bir yerlere sıkışan maddi hasarlı anlamsız cezaları çekiyor olmanın geçmişi yargılamaktan yorulmuş satır aralarına serpiştirmiştim ferman dinlemez duyguları. Kasırgalar kopuyordu bitik enerjilerinde öfkelerimin. Sakladım evet söylemedim bu mahkumiyetin dünya hayatı ile sınırlı evrensel hukuku anlamayan işgüzar mantığına yar bilip. Perdelerin aralandığı gerçeklerin denizlerde kaynayan kızıl ateşlere dönmüş kayıplarında korkular paylaştım anlatamadan. Durduk yerde gaflete dalmadım vardı bir makul sebebi yemyeşil gözlere sahip çıkarken sarp yokuşlarına şefkatle tırmanan gözgöze gelmelerimin. Akıl almaz yalanlar gibiydi direnen saatler sonunda her ikimizi de güvenli sahillere indiren salt sevgi aramaları. Bir yanlış silmişti geçmişin tüm doğrularını pişmanlıklarda doğmuş bilinçsiz hatıralarını zamanın yitiklerinde. Yeniden başlamayı göze alamayan korkak bir cesareti empoze ediyordu bu sonbahar akşamında uzun yolu bitirme sevdalarıma soyut kelimelerden ibaret tutarsızlığım. Zaman beni bitirirken yakaladım mutluluğu... Tesadüf diye bir şey yoktur, herşey tevafuktur.
30. 💻 YALIN BİR MÜCADELE
Yayın: 20 Eylül 2011 | Kategori: Kaçmadım
Ömre çelme takan gün bitimi, yaz mevsimi dokunuşunda beliren kıraşları kabullenme adına tutku yağmurları serpiştiriyor. Akla zarar takıntıları yorgun gözlerde deşifre eden kimlik numarası özürlü yılgın sebeplerle, yalanları yılan olmuş sessizlikte kaybetmek kabullenmesi zor zannedilen bir zafere özlemle sarılmak kadar tatmin edici... Sahi adını özlem koymuştuk, yalnız akşamlarda ılık tenlere duyulan amansız çekim gücü ile sen ve ben olmaklığa doğduğu gün hayali canların... Ve hep öylece kalacakmış gibi gelirdi dört bir yanı sularla çevrili gezmelerimiz bize. Iki yudum şehvet gelir tebelleş olurdu tam ortasına yüreğimizin. Zamanla anlıyor insan zamanın ne kadar zalim ve kıymetli olduğunu kollarında yiten güne isyanı doruğa taşırken vedaları. Ismi lazım değil bir mahallede aradım sevgilinin korkusunu polis sirenlerinde kimlik mücadelesi vermeye alışkın umarsızlığım yıkılırken. Ben yaşamaktan hiç vazgecmedim... Ve hiç kaçmadım...
31. 📚 ANLATAMIYORUM Kİ...
Yayın: 2 Eylül 2011 | Kategori: Anlatamıyorum
Rutin bir gündüzün, tadı damağında kalmış buruk özlemlerini, tatmin olan sabahlara anlatmak, geçmişi yargılamak kadar sevimsiz. Yorgun halkalara yeni pişmanlıklar eklerken neleri feda edeceğini sadece zamanla anlayabilen bir güneşin doğuşunu, sürekli kaybolan yıllara inat yaşıyorum. Küçük bir umuttu halbuki bizi ayakta tutan serdengeçti yarınlarda solması sevgilinin çaresizliği. Kalamış çimenlerinde sarfedilen sözlerin ayrılık hüznü çağrıştırması sadece dünya gözü ile bakıldığında görülebilir. Dar bir geçitten geçiyorduk ikimiz de. Gecelik vedalar daral perdesini bir kez daha indiriyordu Haydarpaşa açıklarında. Söyleyemediklerini yaşayan çocukça sevinci müjdeliyor gibi sarılmıştık hayata. Tıpkı birbirimize veda eden buruk duyguları, önsezilerde gizlenen korkularla yaşatır zanneden ergen kıvamı yokoluş misali. Şeytanın fısıldadığı üç beş şehvetten başka sermayemiz kalmamıştı. Öylece denizi seyrediyorduk sanki, rastgele umarsız... Disiplinsiz kıskançlıklar geçiyordu aklımızdan. Biz vakti öldürüyorduk vakit de bizi.. Ne yazık! Yine bir gün bitti tenlerden uzakta... Anlatmak zor, anlatamıyorum...
32. ⚛️ BİLİYORUM, BİTİYORUM....
Yayın: 19 Temmuz 2011 | Kategori: Anlatamıyorum
Estetik tehlikeleri korkuların kaçınılmazı kılan zamanlamanın ortasındayım. Yaşamanın döküp götürdüklerini çıkarsız sevene anlatmak için defalarca savaştım şövalye lakabına dönük cesaretimle. Şaka gibiydi yaşamak. Milyon yılda genlere işleyen çaresizliğin aynalara yansıyan hüsranıydı belki de sessizce ölüme koşaradım gidişi erkek olmaların. Müspet bilimin umursamaz tavrına alışmıştık bir kere. Gençlik çığlık çığlığa yitirdiğimiz en ucuz misyonumuzdu hepimizde aynı kaderi yinelerken. Söyleyemedikllerine mahkum olmuş kısır döngünün şehvet pınarlarında, semaya açılmış eller gibi bir sabahtı doludizgin biten ömür. Yer sarsılıyordu topuklarımda. Gün yavaşça bitiyordu... Ve ben hala aynı ben kalamayışıma şaşkın. Kim olduğumu anlamaya çalışıyorum...
33. 🎨 SEN ŞARKIMIZI SÖYLE
Yayın: 11 Temmuz 2011 | Kategori: Yeşilim
Sıcak bir yaz günü. Aldatılmış motorize duygusallık soluğu yitirme sevdasında bir buruk tehlike arz ediyordu. Uluorta seviyorduk rüzgarın dalgalandırdığı saçlarda sitemli kelepçelere isyanın doruğunu. Ince bir sızı endişelere gebe suskunluğunda parıldayan yakamoz gülüşünü sırf gözlerindeki yeşile inat salıverdim. Sessizce sokulan çalakalem sevinci dudaklarda son bulan yitik yılların tekrarı gibi yeniden heyecanlara dönüştürmek bir gün biteceğini haykıran ecel kadar acımasız. Zaman kavrayamadığımız olguları yaşama adapte eden varoluşa sinsi düşman gibi hızla akıyordu sevgilinin kollarında. Elimde kendi kendine ağarmış yorgun bakışlardan fırtınalı denizlere usulca yol alan haykırıştan başka sermaye kalmamış gibiydi. Sadace doludizgin boşalan hayat var bu gün tek tesellimiz. Gizemleri muştu kılan vaadler sadece cana minnet kul tevazusu ile yaradan nezdinde ikrama meyyal semereler getirir. Kördüğümlerde tıkanan kabuller bir gün umut verecek. Bekliyorum ellerim ellerinde gözlerin zaten ben kokuyor. Yeşillim sen şarkımızı söyle...
34. 🌱 NE HADDİMİZE YAŞAMAK
Yayın: 17 Mayıs 2011 | Kategori: Yeşilim
Kahrı çektiren platonik boşboğaz. Genelde frenlerim sarpa sarmış doludizgin akan ırmakları. Ne kalemler kırıp astık darağacında uluorta işlenmiş cinayetlerimizi. Gökkuşağı yarım daire çiziyordu hafzalamda kaçamak bakışlarıyla. Son bir çırpınışa peşkeş çektim yarin özlemini. Artık umursamıyorum ışıkları. Zıvanadan kargatulumba çıkan gözbebeklerim şahittir uykusuz sabahlarda anne diyemeyişlerime. Rastgele dörtlükler irdeliyorum tarihe mal olmuş şiirleri kimliğme uydurma adına yok olmuş aramalarımla. Her sabah kalkıyor geceye bağlıyorum ilmek ilmek iki kıtayı. Bazen yoruluyor ruhum umarsızca çıkan firtinalarda meteliksiz sahillere vuran dalgaları iki bilette biten karizma mağduru olmazlara taşırken. Bazen umudu katlediyorum hafta ortası. Bazen yaşamaya çalışıyorum elimde olmayan sebeplerde dolayı ölüme ara verip. Ağır darbeleri sıfırlayıp yok yere tükettiğim boşvermelerime ılık bir yaz güneşini teselli ederek gülüşlerine bağlıyorum ahmaklık sınırını çoktan aşmış sanatsal zırvalıklarıma. Elimde olmayan sebepleri anlatıyorum yada anlatamıyorum. Ama üzülmüyorum...
35. 📖 GÜN DÜNDÜ !
Yayın:16 Şubat 2011 | Kategori: Çok Kısaydı
Bir başka kısaydı gün, dün.
Çalakalem gülüşleri vardı mutluluğun.
Parmaklarım tutsaktı soğuk avuçlarında.
Sadece ikimizin biliyorduk.
Sığmıyordu bir türlü yürek kafesine.
Yemyeşil gözlerine takmıştım kafayı.
Alenen bitirdik ten kokusunu.
Kısaydı gün öpüşlerinde akşamın.
36. 📊 ZORDUR BENİ YAŞAMAK
Yayın: 31 Mart 2009 | Kategori: Yoruldum Yaşamaktan
Günışığı karanlıklar yordamı bitik sevdalar türküsü. Leş ağızlı insanların huzura çöreklenmiş isyanı. Dün başımdan geçenleri anlatıyordum bu satırlarda, bugün kayda değer birşey göremiyorum hayatımda yazacak. Yoruldum artık zamanı kovalamaktan. Ve umudumu sessiz sedasız gecelere gömdüm. Kaybetmeyi öğrendim sevgiliyi gün ortasında, geceye yakın saatleri sayarken. Hüzün karabasan gibi çöreklenir gözkapaklarıma yakama yapışmış bir kaderi yaşama zorluğu çekerken. Hep mahkumu oluruz söyleyemediğimiz bir kaç cümlenin ve kalp derinliklerine aşkı gömüp vuslatı sahipli bir güne erteleriz...
Ve şehvet tetikler şeytana inat direnci. Ve şeytan dostum olur yanarım... Ve yanarım veya çeker giderim koklamaya kıyamadığım gülümü dalından kopartıp yerlere atarak. Her ikisi de ölüm her ikisi de yaşanmamış bir kaç tebessüm. Yoruldum beni yaşamaktan.
37. 🏃 SAKINCALI YAZILAR 1
Yayın: 18 Temmuz 2024 | Kategori: Bıraktım
Çelişkili bir intikamdı diye tahmin ediyorum çoktan ölmüş bir çağda evden kaçan çocukluğuma koyduğum en acımasız yaşam teşhisi. Hayal meyal hatırlıyorum tam bulamadığım her ne varsa sorumlu tutabilirim diye sümen altı ettiğim hiç kimseyi ırgalamayan burnumun diki sevimsizliğimi. Hiç beklemediğin bir anda subliminal acılara bırakır kendini gece yarısı çıkıp gelen tarifi imkansız sıcak uykusuzluklar anaforu. Ne suçu vardı ki henüz tek kuruş kazanmamış gençliğimin veya tarihi içimde silinmiş hataların tekrar su yüzüne çıkmasına duyduğum devrik cümleli soyut bir kaç kelime ile karşı koyan isyanımın. İki kere oldu, sevgi ile karışık anlamı kalbimde çivilenmiş merakla bakan gözlere duyduğum endişeme katık yapmışlığım ile son mutluluğu dolu dizgin yaşayabiliyor olma seçilmişlik gururuma bahşedilme hikâyesi yazabilme yeteneğim. Şimdi sade hatırlıyor ve ağlıyoruz diyen şiir gibiydi boş verip iyice şımarttığım geleceğimi sorgulamaya başlama geç kalmışlığım. Öylece bıraktım üzülmeyi...
38. 🧠 SAKINCALI YAZILAR 2
Yayın: 6 Mart 2022 | Kategori: Bıraktım
Bir gece çöreklenir ıssızlığına yüreğimden akan nehirlerin pişmanlık dolu geçmişten gelen tarifi imkansız şarkılarına. İki arada kalmış bir kaç ihtiyaç kelepçe vurur imkansız gibi görünse de sevgilinin papatya kokulu saçlarına. Ahiret korkusu yelken açar kelimeler tüketirken anlatılamayan aynı sessiz gecenin sabaha yakın nefes alıp vermelerine. Anlamdan yada anlamakta zorlanan inatçı kararlar etkili olur küsüp giden kırık gönül parçalarına aldırış etmemeyi marifet gibi göstermeler. Tevafuk eyleyen şarkı sözleri geceyi yırtarak geçmişin kalbine saplanır vurdumduymaz ve uykulu bir sağduyu kayıplarına. En son olanca gücüyle feryat eden sessiz çığlıklar susar ve sabah ezanı okunur iki şükür vesilesi emanete. Var gücüyle tekrar sarılır hayata yaşama sevinci. Ve bu böyle sürer gider dünya misafirperverliği.
39. 🏆️ DERİN PİŞMANLIK
Yayın: 13 Mayıs 2026 | Kategori: Bıraktım
Kaderin intikamıydı diye tahmin ediyorum çoktan ölmüş bir çağda evden kaçan çocukluğuma koyduğum en acımasız yaşam teşhisi. Hayal meyal hatırlıyorum tam bulamadığım her ne varsa sorumlu tutabilirim diye sümen altı ettiğim hiç kimseyi ırgalamayan burnumun diki sevimsizliğimi. Hiç beklemediğin bir anda subliminal acılara bırakır kendini gece yarısı çıkıp gelen tarifi imkansız sıcak uykusuzluklar anaforu. Ne suçu vardı ki henüz tek kuruş kazanmamış gençliğimin veya tarihi içimde silinmiş hataların tekrar su yüzüne çıkmasına duyduğum devrik cümleli soyut bir kaç kelime ile karşı koyan isyanımın. İki kere oldu, sevgi ile karışık anlamı kalbimde çivilenmiş merakla bakan gözlere duyduğum endişeme katık yapmışlığım ile son mutluluğu dolu dizgin yaşayabiliyor olma seçilmişlik gururuma bahşedilme hikâyesi. Sonra geri döndüm bir başıma yaşadığım hayata.
40. 🐉️ GECENİN SAHİBİ
Yayın: 30 Mayıs 2026 | Kategori: Bıraktım
En ihtiyacım olduğu zamanlarda sürdüm yokuş aşağı, tüm kırılgan, sorumsuz duygularımın hasır altı edilmiş vazgeçilmezlerini. Halbuki ne cinayetler işletmiştim bilmeden, geceye soluk alıp verme sorunu çekerek başlayan ve bitiren tüm umutları rastgele dizilmiş yalanlara son verme şaşkınlığıma. Sessizce ölüyordu bir döneme çalakalem imza atmış çocukluğum. Mayısın otuzunu teğet geçerken geldi aklıma bir enkaza gömülü söyleyemediklerim. Kim bilir kaç kere sevinerek yok etmiştim geceye çöreklenmiş birkaç günahı. Halbuki iki güneş ile doğacaktı gizli kalmış yarınlarıma yerinde duramayan geleceğim. Yorgun birkaç fikir gelip geçti tek kelime etmeden, birikmiş birkaç kuruşa kurulan hayallere muhtaç görmezden gelmelerime. Bir sürü bilinmeyeni vardı denklemlerimin. Sanal saplantılara duyulan özlemi dile getiriyordu arkasını dönen umarsız ve vazgeçmiş sayısız uykusuzluk çözümleri. Her seferinde aynı kısır döngünün anlaşılmazlığını yatırdım musalla taşına defalarca. Sonra yeniden başladık hiçbir şey olmamış gibi doğan yeni güne. Ve bu, takıldı kaldı tabuların daral getiren anlaması imkânsız inadına. Korkulara çare olmadı hiçbir teselli, karanlıklardan aydınlığa çağıran ilâhî kelimelerin depremlerime güneş gibi doğması kadar. Sabaha 5 kala terk ettim kabaran öfkemi dizginleyemeyen haklı gururumu umursamayan her ne varsa. Kaçan birkaç keçiden başka zararı yoktu aklımın, zaten kaybettiğim son perdesi inen hayat tiyatrosunda kaybolan yıllarıma duyduğum acıma hissime. En sevdiğim öfkeyle kalkıp zararla oturma küstüm otuydu çocuksu olmayınca olmayışlarım. Hep aynı kısır döngüde kaybetmeye alışmıştım sinir harbi çıkartan pişmanlığıma öfkelenen vazgeçmelerime. Koskoca bir hayal kırıklığıydı yıktığım Süleymaniye. Şimdi ne desem boş…